Bir Kere Doldurup Çok Kere Atmak
Bir dolduruşla birden fazla sayıda ateş edebilmenin
kullanana sağlayacağı avantajlar hep düşünülmekteydi. Bilhassa el ve omuzdan
atılan tek kişilik ateşli silâhlar kullanılmaya başlandığı andan itibaren bu maksatla
çalışmalar yapılmıştı. Aynen kuyruktan doldurma çalışmaları gibi bunlar da
ateşli silâhların tarihi boyunca devam etti. Zaman içinde çeşitli fikirler
ortaya çıkıp denenirken, ilk kullanılan yöntem birden fazla namlunun aynı
silâhta bir araya gelmesi şeklinde olmuştu.
Bu şekilde yapılan bir miktar “el topu” (Şekil-39) bazı kazılarda tek namlulu silâhlarla birlikte
bulunmuştur. Eski kitaplarda tek ve çok namlulu el topları çoğu zaman aynı
yerlerde resmedilmiştir.

Şekil-40:
Dört namlulu el topu (XV. Yy. Ortaları)
Bastil Kalesi’nin 1435 tarihli envanterinde
7-namlulu bir el topundan bahsedilir. Böyle çok namlulu silâhlarda bazen bütün
namlular aynı anda ateşleniyor ve atılan çekirdekler saçma veya şevrotin fişekleri gibi geniş bir alana yayılıyordu.
Bunların bazı tipik örnekleri 1612 senesinde Londra Kulesi’nde bulunan av
tüfeği ile 1780’de İngiliz Kraliyet Donanmasının ısmarladığı yaylım
tüfekleridir.
Yine gemilerde, isyancı tayfalara karşı kullanılmak
maksadı ile yapılan 4-5 namlulu “ördek ayağı tabir
edilen (namluları açık bir elin parmakları gibi 45-60 derecelik bir atış
zaviyesine yayılan) tabancalar bulunmaktadır. 1851 Londra Fuarı’nda teşhir
edilen su kuşları avı için yapılmış olan kapsüllü, yedi namlulu av silâhı da
tipik örnekler arasındadır.
Çok atışlı namlularda denenen diğer bir usul de
bir namlunun üst üste konulan barut hakları ve çekirdeklerle
doldurulmasıydı. Bu dolular önden arkaya doğru sırayla ateşleniyordu. Bu tip
silâhların bilinen ilk pratik örneği 1580 yılında İngiltere’de yapılmıştı.
Namlu, istenilen atış sayısına göre bir barut hakkı bir özel kurşun olmak üzere
üst üste dolduruluyordu (Şekil-40). Ortalarında birer

Şekil-41:
Bir namludan arka arkaya çok atış!
fitil
bulunan kurşunların evvela en öndeki ateşleniyor,
bundan sonra bahsedilen fitiller sayesinde arka arkaya ateşleme, dolular
tükenene kadar devam ediyordu. Bir nevi yaylım
ateşi yapan bu silâhların iki büyük kusuru vardı: Bir,
ateş edilmeye başlandıktan sonra dolular tükenmeden
durdurulmaları mümkün değildi. İki, eğer kurşunların etrafından geriye
doğru gaz kaçağı olursa birden fazla barut hakkının bir arada ateş alma
ihtimali vardı.
Bu kusurlarına rağmen, arka arkaya ateş topları atan
bir cins havai fişeğe benzetilerek “roma mumu” adı verilen bu silâhlar
askeri maksatlar için oldukça rağbet gördü. Hatta 1813 senesinde İngiliz
Kraliyet Donanması, Chambers isimli bir
silâhçıdan külliyetli miktarda yedi namlulu ve her bir namlusu 32 atışlık barut
ve çekirdek ile doldurulabilen yaylım tüfekleri satın aldı. Silâhın bütün
namluları ateşlendiğinde 224 el atış yapılıyordu.
1821’de Jennings
adlı bir Amerikalının yaptığı silâhta ise, dolular yine bir biri üstüne
dolduruluyordu. Fakat, her bir barut hakkı için namlu
yanında ayrı bir falya deliği açılmıştı. Çakmak en öndeki doludan
başlayarak bu falya delikleri boyunca geriye doğru kayarak sırayla her doluyu
ayrı ayrı ateşleyecek şekilde düzenlenmişti. Bu
şekilde atışlar arasında istenildiği kadar beklemek kabildi. İstenirse, birkaç
atıştan sonra, silâh daha tamamen boşalmadan, atılan doluların yerine
yenilerini doldurmak da mümkündü.
Yine Amerika’da 1860 yılında yapılan bir silâhta tek
namluya iki atışlık barut ve kurşun dolduruluyordu. Bu iki dolu iki ayrı
çakmak aracılığı ile ayrı ayrı ateşleniyordu.
Doluları isteğe göre ayrı ayrı atabilmek için en
geçerli yol, ağırlığına rağmen birden fazla sayıdaki namluların her birine ayrı
çakmak takılması idi. Günümüzdeki kırma çifteler ve çok namlulu (drilling, vierling
gibi) silâhlar bu prensip üzerine tasarlanmıştır.
Namlu ve çakmak sayısı arttıkça silâhlar ağırlaşıyor,
kaba ve kullanışsız bir hal alıyordu. Buna çare olarak bir çakmağın birden
fazla namluya kumanda etmesi düşünüldü. Bunun için namluların bir eksen
etrafında dönerek sırayla çakmağın yanına/önüne gelmesi gerekiyordu.
Bu tip döner namlulu silâhların bilinen ilk örneği
Venedik’te yapılmış olan üç namlusu ve bir kavlı çakmağı olan tüfektir. Son
örnekleri ise 19. Yüzyılın ikinci çeyreğinde çok rağbet gören ve “biberlik (pepperbox)” adı verilen kapsüllü tabancalardır (Şekil-41).

Şekil-41:
Kapsüllü Dolma “Pepperbox” Tabanca
Döner çok namlulu silâhlarda da, aynen sabit çok
namlulu silâhlarda olduğu gibi, namlu sayısı arttıkça taşıma ve kullanım
zorlaşıyordu. Buna da bir çare bulundu. 1600 yılında İngiliz silâh imalatçısı James
Gorgo ile başlayarak bir
çok silâhçı sabit tek namlu arkasında her biri yine ağızdan tek tek doldurulan çok sayıda atım yatağı kullanmayı denediler.
Bazılarında namluya paralel 
Şekil-42:
Radyal silindir atım yataklı ve kapsüllü bir tüfek
veya
dikey bir eksen etrafında dönen silindirik yataklar vardı (Şekil-42).
Diğerlerinde birbirine zincirleme şekilde bağlı yataklar var. Bazılarında ise
kızak gibi yukarıdan aşağı veya bir yandan öbür yana kayan ve yan yana bir sıra
yatak taşıyan uzun bloklar.

1718’de James
Puckle bir “toplu” ve ayaklı bir silâh yaptı.
Puckle silâhını daha çekici yapmak için “normal
maksatlar için yuvarlak, Türkler ve imansızlar için dört köşe çekirdek atan”
tiplerinin bulunduğunu belirtiyordu —(Şekil-44)
içerisinde 16 numaralı detay.

Şekil-44
James Puckle adına verilen silâh patenti
Onu 1818’de Artemus Wheeler,
1819’da Elisha Collier tarafından alınan ve hep topları elle
döndürülen ateşli silâhlara ait patentler (Şekil-45)
takip etti. 1830 senesinde ise Samuel
Colt horoz elle kurulduğunda topu (döner kubuzu) otomatik olarak dönen “tek-hareketli” (single-action) kapsül
ateşlemeli tabancalar (Şekil-22) yapmaya
başladı. Bu tip silâhlar kolay bozulduğu için pek fazla rağbet görmezken, Colt bir yandan da Wheeler ve Collier tarafından patent ihlâli sebebiyle mahkemeye
verilmişti.

Şekil-45:
Taşlı Çakmakla çalışan bir “Collier” toplu tabancası
1843 senesinde Colt iflâs
etti, fakat 1847’de Meksika Harbi başlayınca Texas
Rangers süvari birliğinden Yüzbaşı Walker’ın aklına Colt
ve silâhları geldi. Walker’ın tavsiyelerine uygun
olarak yapılan (Şekil-46) ve “Walker
Colt” diye tanınan tabancalar

Şekil-46:
Orijinal kutusunda bir Colt “Walker”
(Ölçekli barutluğu, kurşun kalıbı ve tornavida/meme anahtarı ile takım)
Amerikan
süvarileri için satın alındı. Artık Colt yine silâh
piyasasındaki yerini almıştı. Tetiği çekildiğinde otomatik olarak topu dönen ve
horozu kalkıp düşerek silâhı ateşleyen çift hareketli (sağmal)(double-action) ilk toplu
tabanca patenti ise 1851 yılında İngiltere’de Robert Adams adına verildi.
Modern toplu tabancalarda da prensip olarak bu
bahsettiklerimizden çok büyük farklar bulunmaz.
Mükerrer Atışlı Silâhlar
|
|
![]()
![]()
![]()
![]()
|
Mermi Haznesi |
Bir kere doldurup çok kere atmak iyiydi de çok çok kere atmak istendiğinde hareketli kubuz
sayısı da çoğalıyordu. Neticede, çok namlulu silâhlar gibi taşıma ve kullanma
zorlukları ortaya çıkıyordu. Bunun çözümü ise tek bir namlu/kubuz/çakmak
sistemiyle çok sayıda doluyu silâh içinde bulundurabilmekti. Bir haznede
duracak barut ve başka bir haznedeki mermiler kubuza
mekanik bir şekilde arka arkaya sürülüp ateşlenebilecekti.
Kalthoff kardeşlerin 1645 senesinde yaptığı silâhlarda barut
dipçik içinde, çekirdekler ise namlu altındaki bir haznede bulunuyordu.
Çarklı Çakmak sistemi ile ateşlenen bu silâhlarda bir kurşun çekirdek ile uygun
ölçüde barut bir levye aracılığı ile namluya arkadan her atış için
ayrı ayrı sürülüyordu.
Şekil-47: Kalthoff kardeşlerin
mükerrer atışlı silâhı
17. Yüzyıl ortalarında ortaya çıkıp 19. Yüzyıl
ortalarına kadar kullanılan Lorenzoni
ve Cookson sistemlerinde ise (Şekil-47), aşağı yukarı kayan bir blokla doldurma
yerine yine bir levye ile hareket eden döner bir blok kullanılmıştı.

1848 Yılında Walter
Hunt adında bir Amerikalı, dip tarafları oyuk
kurşunların (bazı domuz kurşunlarına benzer şekilde) içine barut koyup arkasına
da ufak bir kapsül taşıyan karton kapak yapıştırdı. Bir nevi mükemmel cephane
olan bu fişekler namlu altına bağlı bir boru hazne içinde bulunuyordu. Bir
levye ile inip kalkan, oynar bir blok ile “fişek” namlu hizasına kaldırılıyordu.
Yine aynı levyenin hareket ettirdiği bir sürgü ile namluya sürülüp
kilitleniyordu. Sürgünün geri hareketi sırasında kurulmuş olan horoz,
tetik çekildiğinde düşerek fişeği ateşliyordu. Bu silâhlar çok zayıf yapılıydı
ve sık sık arıza yapıyordu.

Şekil-49
Kullanılan cephaneye göre mekanizma boyu büyümüş. Prensip farkı yok.
1854’te bunların yerine oldukça değiştirilmiş ve çok daha
sağlam fakat hala Hunt tipi fişek kullanan Volcanic marka tüfekler piyasaya sürüldü. Bu silâhlar
levyeli Winchester tüfeklerinin öncüsü oldular ama
güçsüz fişekleri sebebiyle çok fazla rağbet görmediler.
1857 yılında iflâs eden fabrikayı Oliver
F. Winchester satın aldı,
ve 1858’de Henry 1866’da ise Winchester tüfeklerini
yapmaya başladı. Bu tüfeklerde kullanılan çevreden ateşlemeli
1873 yılından itibaren daha da güçlendirilip merkezi
vuruşlu fişeklere göre yapılan bu tüfekler seri atış kabiliyetleri sebebiyle
çok yaygın olarak kullanılmaya başladılar.

Şekil-50:
“Spencer” tüfek ve karabinalarının mekanizması
Resmi olarak Ordu için kabul edilen mükerrer atışlı
tüfek ise 7 fişek alan Spencer idi.
Henry tüfeklerine göre hem daha sağlam hem de

Şekil-51
Mükerrer atışlı tüfeklerde ilgili diğer gelişmeler
çoğunlukla Avrupa’da yapıldı. 1879’da James P. Lee adlı bir İskoç
saatçı, 1881’de ise Avusturya’lı
silâhçı Ferdinand Mannlicher kutu tipi şarjör kullanmaya başladılar.
1868’de tek atışlı olarak yapılan Mauser
tüfeklerine 1884’te boru tipi, 1893’te ise kutu tipi şarjör eklenerek bu
silâhlar da mükerrer atışlı bir hale getirildiler (Şekil-52).

Şekil-52:
M-71/84 Kropatchek tipi boru şarjörlü mükerrer atışlı
11 mm.lik “Mauser”
Dumansız barutun icadı ve geniş ölçüde kullanımı ile
cephanede bir ilerleme daha oldu. Bunun neticesinde daha süratli ve güçlü
fişekler yapılabildi. Birkaç yıl sonra da bu fişekleri kullanacak yarım ve tam
otomatik silâhların yapılmasına sıra gelecekti. Dumansız barut namluda daha az
kalıntı bıraktığı için ve mermi hızını arttırma imkanı
verdiğinden, daha uzun menzilli ve daha isabetli atışların yapılması mümkün
oldu.
M-71/84 Mauser benzeri boru
şarjörlü 1886 modeli 8mm. çaplı Fransız piyade tüfeği Lebel
dumansız barutlu cephane kullanan ilk askeri silâhtır (Şekil-53).

Şekil-53 Model 1886 8mm
Fransız “Lebel” piyade tüfeği
Atış İsabetinin Artması (Yivli Namlular)
Namlulara yiv açılmasına ne zaman başlandığı tam
olarak bilinmemektedir. Yalnız, ilk yivli namluların 1450’den sonra Nürnberg,
Leipzig veya Viyana’da yapıldıkları tahmin edilmektedir. Bazı tarihçiler 1476
yılında yazılmış bir İtalyan envanterinde tarif edilen
bir silâhın yivli namlulu olması gerektiğini iddia ederler. 1498 tarihli bir
atıcılık yarışması davetiyesinde ise yivli tüfeklerden bahis edilmişti. Buna
rağmen ilk kesin delil 1493-1508 seneleri arasında
Almanya Kralı olan Maximilian I.
in armasını taşıyan silâhtır. Çakmağı eksik olan bu silâhın şeklinden zamanında
kavlı çakmak taşıdığı tahmin edilmektedir. Aynı Kral’ın 1499-1500
yılı Av Kitabında da kendisinin Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi (Chamois)
vurmak için yivli bir tüfek kullandığı yazılıdır. Leipzig’de bulunan 1498
tarihli el yazması bir kitap ise Viyana’lı Caspar Köllner
tarafından geliştirilen bir yiv kesme sisteminden bahseder.
![]()
|
Yiv Tamburu |
![]()
![]()
![]()
|
Tambur Yuvası |
|
Çakı Mili |
![]()
|
Döner Yataklı Sap |

Şekil-54:
Pennsylvania’da (Amerika) kullanılan bir yiv açma aleti. Mil ucuna yiv çakısı
takılıyor. Döner sap vasıtasıyla namlu içine sürülen
çakı
yivleri birer birer açıyor. Yiv tamburu üzerine helis
kavisle sarılmış çıtalar tamburun yuva içinde dönmesini sağlayarak yiv hadvesini ayarlıyor.
(1700-1900 yılları arasında
kullanılan bu aletler, eskilerinin de pek farklı olamayacağının delili)
Kavlı Çakmak devrinde oldukça az görülen yivli
namlular Çarklı Çakmaklı silâhlar arasında çok daha fazla görülmektedir.
Ateşli silâhların ilk ortaya çıkmasından bu kadar kısa bir zaman sonra, daha
ateşli silâhlar balistiğine ait hiçbir bilgi yokken, mermilerin döndürülmeye
çalışılması gerçekten tuhaf bir olay gibi karşılanır. Ancak, okların
diplerindeki tüy yelekler vasıtasıyla kendi eksenleri etrafında döndürülerek
daha isabetli uçuşlarının sağlandığı düşünülürse, kurşunların döndürülmesinin
onların isabetini artıracağı fikrine varılması doğal karşılanmalıdır.
Yivli namlulardan atılan kurşunların hedeflerine daha
isabetli olarak gitmeleri iki sebebe dayanır. Yivi kavraması için kurşun ya
kendi başına yada bir bez veya deri parçası içinde
namlu içine sıkıca girer. Atış sırasında namlu içinde, yivsiz tüfeklerin
namluya gevşek giren kurşunları gibi sağa sola vurarak değil sıkı ve düz
bir şekilde ilerler.
Küresel dahi olsa döküm sırasında içinde hava
kabarcığı kalabilen, üzerinde kalıp izleri olan, ufak tefek eğrilikler bulunan
bir kurşun çekirdeğin gerçek ağırlık merkezi onun geometrik merkezi ile %100
çakışmaz (havada uçan bir cismin en ağır tarafı öne dönmeye yatkındır ve bu
hareket yalpalamaya ve takla atmaya sebep olur). Bu merkez kayması kurşunun
namludan hedefe kadar olan uçuşunu, aynen tüysüz bir ok gibi, kötü yönde
etkiler. Kurşunun namluya sıkıca oturması ile gaz kaçağı da önlenmiştir.
Bu şekilde kurşun hızı artırılmıştır. Kurşun namlu ağzından tam çıkarken gaz kaçağının
sebep olabileceği sapmalar da önlenmiştir.
Yivli tüfeklerin çok geniş ölçüde kullanılmaması
birkaç sebebe dayanıyordu. Ağızdan dolma bir silâhta kurşunun yivi tutabilmesi
için namluya çok sıkı girmesi gerekir. Bu yüzden doldurma işlemi zor ve yavaş
oluyordu. Ayrıca, karabarutun namluda bıraktığı
kalıntılar bir iki atıştan sonra silâhın doldurulmasını çok zorlaştırıyordu.
Bazen doldurma güçlüğünden tahta harbiler kırılıyor, metal harbiler eğiliyordu.
Bu iki kusurun çözümü aynı idi. Kurşunun namluya yağlı veya ıslak bir bez veya
deri parçası ile sarılarak doldurulması. Bu kullanılan bez veya derinin
yumuşaklığı doldurmayı kolaylaştırıyordu. Üzerindeki yağ, gres, tükrük vb. ise barut kalıntılarını yumuşatarak çözüyordu.
Yivli namluların üstünlüğü bir süre tam olarak
anlaşılamamış ve anlaşılamayan bir çok şey gibi kabul
edilmemişti. Yivli tüfekler bir zaman sonra atışlarının sonuçları ile
kendilerini gösterdiler. O çağlarda çok ilgi gören atıcılık yarışmalarından
önceleri men dahi edilmişlerdi. Daha sonraları ise ayrı bir sınıf olarak
yarışmaya katılmalarına izin verilmişti.
1560’tan sonra yivli silâhlar için özel yarışmalar
düzenlenmeye başlandı. 1605 Senesinde Basel’de
yapılan bir atış yarışmasında yivsiz tüfekler
Doldurma zorluğu ve yavaşlığı sebebiyle askeri
kullanım için uygun görülmeyen yivli tüfekler, atış isabeti üstünlükleri
sebebiyle avcılar tarafından tercih ediliyordu. Zamanla Amerika’ya göçenlerin
yanlarında götürdükleri yivli av tüfekler bu kıtada bir ufak farkla yaygın
olarak kullanılmaya başlandı. Avrupa’da
17. Yüzyıl başlarında Danimarka Kralı Christian IV. yivli tüfekle teçhiz edilmiş bilinen ilk
askeri birlikleri kurdu. 1774 Yılında bazı İngiliz birliklerine daha önce
bahsi geçen kuyruktan dolma yivli Ferguson tüfekleri
verildi. 1772’te ise Amerikan Kongresi 10 muvazzaf bölüğünün yivli
tüfeklerle teçhizine karar verdi. Bu birliklerin üstünlüğü Amerikan Bağımsızlık
Savaşında İngiliz’lere karşı ispatlandı. Bunun üzerine İngiliz’ler de Ferguson tüfeğinin yerini alan Baker
yivli tüfeği ile teçhiz edilen bir çok yivli tüfek
bölükleri kurdular. Bu tüfeklerin kurşunları çıplak olarak namluya rahatça
girecek şekilde yapılıyordu. Bez sargı ile namluya sürüldüğünde yivleri tutan
kurşunlar, yivler barut kalıntısı ile dolduğunda, çıplak kurşunla, yivsiz
tüfekler gibi doldurulup kullanılıyordu.
Ağızdan dolma yivli silâhların kolaylıkla
kullanılabilmesi için merminin namluya rahatça girmesi ve barut hakkının üstüne
oturduktan sonra yivleri kavraması gerekiyordu. Buna çeşitli şekillerde çareler
bulunurken Fransa’da Delvigne ve Thouvenin sistemleri ileri çıkmıştı. Her iki
sistemde de kurşun ölçülü barut hakkı üzerine oturmak üzere iken; bir çözümde
namlu çapından daha dar bir hazneye, diğerinde ise namlu dip tapası
ortasından çıkıntı yapan kalın bir mile dokunarak duruyor (Şekil-54),
harbiyle birkaç defa sertçe vurularak hem kurşun barut üzerine
sıkılanıyor hem de şişirilerek yivleri kavrıyordu. Ne var ki, bu ezilme, şişme
sırasında çekirdek dengesiz olarak deforme oluyordu. Bu sebeple yivlerin
verdiği dönüşe rağmen istenilen isabet hassasiyeti elde edilemiyordu.
Aynı
sıralarda daha randımanlı yiv profilleri ve çekirdek
şekilleri de araştırılıyordu. Bunların arasında İngiltere’de yapılan Brunswick, Lancaster ve Whitworth yivleri yivleri önde
gelir (Şekil-53). Bu sistemler değişik ve özel mermi profilleri ile doldurma
|
|
|
Whitworth |
|
Lancaster |
|
Brunswick |

veya
imalat zorlukları sebebiyle fazla rağbet görmediler. Bütün bu sebeplerden ötürü
yivli tüfekler askeri kullanım için hala uygun görülmemekteydi. 1850 yılı
civarında Minié, Delvigné (Küçük çaplı atım yatağı mucidi), Thouvenin (Sütunlu atım yatağı
mucidi. Bu sistem Fransız Ordusunda bir müddet kullanıldı)
ve Burton isimli subayların Fransa’da yaptıkları
diğer çalışmalar çok benzer sonuçlara ulaştı. Yuvarlak veya sivri uçlu silindir
şeklinde ve dibi konik şekilde oyuk olarak yapılmış bir kurşun çekirdeğin dip
oyuğuna tahta, seramik veya demir levhadan yapılmış konik bir tıkaç konuyordu,
Patlama sırasında bu tıkaç çekirdek dibindeki konik oyukta ileri doğru kayıyor
ve çekirdek cidarını şişirerek yivleri kavrıyordu (Şekil-54
). Daha sonraları çekirdek dibine bir tıkaç konmasının şart olmadığı anlaşıldı.
Barut gazı tazyiği ile çekirdeğin alt cidarı şişerek
yivleri kendiliğinden kavrıyordu. Ayrıca, çekirdek üzerine radyal
yivler açılıp hem bunların hem de dip oyuğun içleri sertçe bir yağ ile
doldurulursa her atış sırasında barut kalıntılarının yumuşatıldığı ve kurşun
yivleri tarafından kazındığı görüldü.
|
(Sütun “Tige” sistemi diye de tanınır) |
Askere kolaylık sağlayan bu doldurma şekli bulunduktan
sonra, 1852 yılında İngiltere Ordusu askeri birliklerine ağızdan dolma yivli
bu tüfeklerle 1 dakikada sadece 3 atış yapılabiliyorsa
da, yüksek sürat, isabetli vuruş ve uzun menzilleri sayesinde dakikada 4
atış yapabilen yivsiz tüfeklere göre çok daha etkiliydiler.
|
(Burton
ve Delvigne işbirliği ile) |
|
Delvigne (Küçük çaplı atım
yatağı) |
![]()
Kuzey
ve Güney taraflarından toplam yaklaşık 720,000 askerin öldüğü Amerikan İç
Savaşı yivli tüfeklerin üstün etkisinin en büyük şahidiydi. Bu üstünlük
anlaşıldıktan sonra savaş taktikleri değişmeye başladı. Genelde yoğun saflar
halinde yapılan saldırı ve savunma , harekâtları
yerini, dağınık mevzilenmiş, düşman ateşinden gizlenen ve düşmana eskisine
nazaran daha uzak mesafeden ateş eden taktiklere yerini bıraktı.
Şekil- 56: Yivli
namlu/şişen mermi çalışmaları
Yine bu senelere rastlayan seri imalât tekniklerinin
geliştirilmesi yivli silâhların bollaşmasını ve ucuzlamasını sağladı. Bu arada Sharps, von Dreyse
gibi kuyruktan dolma tüfekler ağızdan dolma tüfeklerin sorunlarını da ortadan
kaldırmıştı. Bu silâhların menzil, isabet ve vuruş gücü üstünlükleri yüzünden
yivsiz tüfekler bundan sonra sadece kısa mesafe atışlarında ve bilhassa saçma
ile kuş avı için kullanılacaktı.
“Mükemmel cephane”nin icadı yivli silâhların
kullanımını daha da yaygınlaştırdı. Dumansız barutun icadından sonra sürat,
menzil, güç ve randımanı çok daha fazla artan fişeklerin mermi çapları ve
ağırlıkları (askeri kullanım için) takriben günümüzdeki (7-