Darbeli veya Kapsüllü Çakmaklar (Percussion veya Caplock):

                Daha istikrarlı, güvenli ve ön ateşleme sırasında duman çıkartmayan bir sistemin aranması sürüyordu. Bazı silâhçılar ve bilginler dış tesirlerden daha az etkilenecek ve daha basit bir sistem ararken, Samuel Pepys hatıratında, 1663’de “altın fulminatı” ile yaptığı deneylerden bahsetmiş ve bu maddenin darbe tesiri ile parladığını yazmıştı. 1780-90 seneleri arasında ise bir Fransız kimyageri olan Claude Louis Berthollet “gümüş fulminatı” ve “potasyum klorat” ile yaptığı deneylerde aynı sonuçlara ulaşmıştı.

Aslen İskoçya’lı bir rahip olan  Alexander Forsyth 1800 senesinde “cıva fulminatını” aynı amaçla kullandı. Ne var ki darbeyle parlayan bütün bu maddeler açıkta ateşlenince iyi ve kontrollu bir alev vermiyor ve çoğu kez barutu ateşliyemiyordu. Forsyth, “cıva fulminatını” dışarıya kapalı bir hücre içinde patlatarak sevk barutunu istikrarlı olarak ateşlemeyi başardı. Her atıştan

Şekil-24:  1807 yapımı Alexander Forsyth patentli “Esans Şişesi” çakmaklı bir tabanca

önce ileri-geri döndürülerek falyayı yemleyen fulminat depocuğunun şeklinden dolayı bu çakmağa “esans şişesi (scent bottle)” adı verildi (Şekil-24). Cıva fulminatının bulunuşu üzerine, başta İngilizler, bir çok silâh ve cephane imalâtçısı çeşitli şekillerde bu yöntemi kullanan bir çok değişik ateşleme kapsülü geliştirdiler.

 

Şekil-25:  1843 William & John Rigby yapımı sarma namlulu nişan veya düello tabancası

Bunların arasında en güvenilir, ucuz ve imali kolay olanı (Şekil-25, 26) günümüzde bazı oyuncak toplu tabancalarda plâstik tipi kullanılan “dolma tüfek kapsülü”dür. Bu kapsülleri kullanan çakmaklarda horoz oynar bir mengene olmaktan çıkmış bir çekiç haline gelmişti. Falya çanağı,  çanak kapağı ve batarya ile batarya yayı –en az üç farklı parça, dört vida ve bir yay, yani sekiz parça– ortadan kalkmış, sadece falya deliğine bir kapsül memesi takılmıştı.

Darbe veya vurma (perkusyon) etkisiyle ateşlemenin icadı ile, geliştirilip son halini alması arasında takriben 40 sene  geçti. Bu arada taşlı çakmak sisteminin kullanımı büyük ölçüde devam etti. Çünkü mevcut bütün askeri silâhların taşlı çakmaklarının kapsüllü çakmağa dönüştürülmesi masraflıydı. Ayrıca, sistemin gerçekten güvenilir ve emin bir hale gelmesi gerekiyordu.

Kapsüllü ateşlemenin icadı aynı zamanda bazı ufak değişikliklerle günümüzde halen kullanılan fişeklerin (“mükemmel cephane” yani ateşleme kapsülü, sevk barutu ve mermi çekirdeğini bir arada tutan bir kovan) icat ve imaline yol açtı. 1858 yılında bu fişeklerin ortaya çıkmasıyla da, ateşli silâhlar için yeni bir çığır açıldı. Silâhların her yönünde ilginç gelişmeler ve değişiklikler oldu.

Şekil-26  Kapsüllü Çakmak (Percussion Lock):  a- horoz,  b- kapsül,  c- meme, 

d- meme hamili,  e-kapsül cidarı (bakır),  f- ecza,  g- ortası delik meme,  h- falya.

Şekil-27:  1830-1835 arası Joseph Manton tarafından yapılmış kapsüllü bir çifte.

                Çakmaktaşlı silâhların bir kısmı, bazı yerlerde kavlı silâhlarda olduğu gibi, kesin bir inat ve kararlılıkla kullanıldı. Çünkü, kapsüller bozulabilir, kaybolabilir veya tükenebilir, yenilerinin tedariki zor hatta imkansız olabilirdi. Halbuki, çakmak taşı hemen her yerde doğadan toplanabilir ve kırılıp kullanılabilirdi. Aslına bakılırsa kav yapımı dahi çakmak taşı hazırlamaktan daha zahmetliydi. Yine de eldeki silâhların çoğu hızla darbeli/kapsüllü ateşlemeye çevrilmeye başlandı.

          Bu arada, bilhassa batı Avrupa ve İngiltere’de taşlı çakmakları en kolay ve en kullanışlı şekilde kapsüllüye çevirmek için yapılan çalışmalar, deneyler, icatlar ve alınan patentler kendi başlarına bir kitap konusu olabilirler (Zaten, bir kaç kitabın konusu da olmuşlardır). Meselâ, Henry Nock’ın müracaatı üzerine verilen 4054 sayılı ve 12 Ağustos 1816 tarihli patent belgesi ekinde bulunan açıklama ve çizime göre;  “Basit bir tadilat geçiren falya çanağına içerisinde cıva fulminatı bulunan ince bir bakır tüp yerleştiriliyor. Horoz çeneleri arasına, horoz düştüğünde mezkur bakır tüpe vurup ezecek şekilde keskin bir demir parçası sıkıştırılıyor. Darbe sonucu patlayan fulminatın alevi borunun ucundan falya deliği yoluyla sevk hakkına erişip ateşliyor.” (Şekil-28)

“Dolma tüfek kapsülü” diye bildiğimiz kapsülün icadı kapsüllü çakmağı en pratik haline getiriyor (Şekil-26). Bu arada, askeri amaçlar için ve her şartta kesin ateşleme sağlamak maksadıyla, bu kapsülün kenarı şapka gibi kıvrık ve daha fazla ecza taşıyan biraz daha büyüğü   yapılıyor. Resmi adı “musket kapsülü”, genelde ise “silindir şapka kapsül” diye biliniyor.

Şekil-28:  Henry Nock’un çakmaktaşlı silahları boru kapsüllü ateşlemeye tadil patent beratından çizim ve açıklama.

                      Tüm ordular önce eski taşlı çakmaklı silâhlarında tadilâtlar yaparak, daha sonra da hem biraz daha küçük çaplı hem de yivli orijinal silâhları hizmete sokarak kapsüllü silâh kullanımını standart hale getirdiler.

          Osmanlı Devleti’de, 1700’lerin sonlarında hizmete giren taşlı çakmaklı (sonradan kapsüllüye çevrilmiş) gerek Fransa’dan ithal gerekse “tüfenghane-i amire” yapısı 17½-18 milimetre çapındaki  piyade tüfeklerini, Kırım Savaşı sırasında gördükleri (Şekil-28) .577 kalibrelik (takriben 14½ mm çapında)  İngiliz yapısı yivli “Enfield” tüfekleriyle değiştirdi.

          Amerikan İç Savaşından (Kuzey-Güney) sonra, savaş artığı durumda olan binlerce Enfield kapsüllüsü (büyük bir kısmı Güneylilerden toplanan) ve aşağı yukarı aynı karakterde ve çapta Springfield kapsüllüsü, çok ucuz fiyatlarla Osmanlı Ordusu için satın alındı. (Aslında bu da oldukça uzun bir hikâye. Bunu da başka bir yazıda anlatmaya çalışacağım. A.K.)

Şekil-29:  Kırım Savaşı sırasında  93. Sutherland İskoç Alayı 1854 yılında Balaclava’daki müttefik ikmal  üssünü  kendinden çok yüksek

sayılarda bir Rus  süvari Birliğinin kararlı hücumlarına karşı  korurken. Tüfekleri, .577 kalibre kapsüllü Enfield yivli “musket”ler.

 

 

Kuyruktan Doldurma

 

İlk ateşli silâhların kullanılabilmesi için barutun namlu ucundan içeri dökülmesi, merminin de bir harbi aracılığı ile barutun üstüne “sıkılanması” (sıkıca oturtulması) gerekiyordu. Bu uzunca bir vakit alıyordu (Harbi kırılmaması, bükülmemesi için genelde kundak altına açılan bir olukta ve/veya namlu altına bağlanan bileziklerde duruyordu). Harbiyi yerinden çıkartıp, ters çevirip, mermiyi sıkılamak, namludan çıkartıp tekrar ters çevirmek ve yerine yerleştirmek bilhassa uzun namlulu silâhlarda 8-10 ayrı hareket gerektiriyordu. Harbinin başına bir şey gelmesi ise silâhın gayrifaal kalması demekti.

Kama

Kovan

O zamanki karabarutlar patladığında namlu içinde kalan curuf, doldurmayı çok zorlaştırıyordu. Dolu kullanılmadığında veya ateşlenemediğinde boşaltmak hem zor hem tehlikeli bir işlemdi. Uzun namlulu silâhların doldurulması için askerlerin ayağa kalkmaları gerekiyor, bu da düşman ateşi için hedef teşkil etmelerine yol açıyordu.

Şekil-30:  İlk kuyruktan dolma toplardan bir örnek

 

 

 


Bu ve benzeri problemlerin çözümü için silâhların kuyruktan, yani namlu gerisinden, doldurulması düşünüldü. Fakat çoğu zaman olduğu gibi beliren bir ihtiyacın hakkıyla karşılanması pek kolay değildi.

 

 

Şekil-31:  Kuyruktan doldurma bir “kavlı” tüfek.  Kapaklı falya çanağı “fişek” üzerinde.

 

İlk kuyruktan dolma topların resimleri 1350 senesi civarında yazılan bir kitapta çizilidir. Bu topların namluları iki ucu açık bir boru şeklinde olup, sevk hakkı ve gülle ile önceden doldurulmuş olan metal bir kovan (seyyar atım yatağı da diyebiliriz) namluya arkadan bitiştirilip (Şekil-30) bir kama aracılığıyla buraya bağlanıyordu. Bu sistem fazla değişiklik göstermeden uzun yıllar kullanıldı. İstanbul Harbiye’deki “Askeri Müze” yi ziyaret edenler tek kulplu bronz havanlara veya kalın çeperli büyük kahve kupalarına benzeyen bu kovanların örneklerini görmüş olabilirler.

 

1537 senesinde İngiltere Kralı Henry VIII. in İtalyan silâhçılarına kraliyet muhafızları için yaptırdığı çok miktarda tabancada da  bazı ufak  değişikliklerle aynı doldurma sistemi kullanılmıştı. Dairesel kalkanların ortasına monte edilmiş olan bu silâhların kuyruk kamaları da toplarınkine benziyordu. Fakat, kamalar namluya bağlanmış olan bir levye ile kapanıp açılıyordu.

                                     

Daha sonra çeşitli tiplerde kamalı, menteşeli, sürgülü veya vidalı parçalarla namlu kuyruğunu kapayıp açan mekanizmalar denendi (Şekil-31). Bu tip silâhların iki büyük sakıncası vardı. Çoğu sıradan imal edilmiş tiplerde patlama sırasında namlu gerisinden gaz kaçıyor, hassas bir şekilde imal edilenler ise pahalı oluyordu. Kullanılan kovanların bozulması, kaybolması gibi durumlarda silâhlar kullanılamaz duruma geliyordu (Şekil-30). Bu gibi nedenlerle bu silâhların kullanış sahaları çok kısıtlı kaldı, ve askeri kullanım için fazla rağbet görmediler. 

Şekil- 32

Üst Solda:  “Hall” tüfeğinin yukarıya açılmış kubuzu. Kubuz barut ve kurşun ile önden doldurulup kapanıyor.  Ağızdan doldurma

zorluğu kalmayınca, namlu yivli yapılmış. Menzil ve isabet iyi.

Üst Sağda:   Özel bir anahtarla sökülen “vidalı” namlulu İngiliz tabancası. Namlu sökülüp  kubuza barut Namluya kurşun doldurulup

namlu yerine sıkılıyor.  Bu tip tabancalar da yivli.

Altta:   Döner kubuzlu, iki atışlı bir çakmaklı tüfek. Bu da yivli. Yivli namlunun üstünlüğü kavlı silâh zamanında dahi bilindiği halde

çoğu zaman doldurma kolaylığı yüzünden bilhassa yakın mesafe silâhlarında kullanılmamış.

 

            Fransa’da 1704 yılında Isaac de Chaumette tarafından icat edilen ve 1744 yılında İskoç subaylarından Patrick Ferguson tarafından geliştirilen sistemde (Şekil- 32) gaz kaçağı kısmen, barut kovanları ise tamamen ortadan kalkmıştı. Bu silâhlarda tetik köprüsüne bağlanan 1 inç hadveli kalın bir vida 1 tur döndürülerek kuyruk açılıyordu. Kurşun ve barut açılan delikten doldurulup tetik köprüsü geri döndürülünce vida yukarı çıkıp kuyruğu kapatıyordu. Vida üzerinde kalan bir kısım barut da ağızotu olarak falya çanağında kullanılıyordu. Ferguson’un adı ile anılan bu silâhlar o zamanki askeri tüfeklerin büyük çoğunluğunun olduğu gibi yivsiz değil, yivli ve daha isabetli atışlı idi.

Kuyruktan dolma sırasında, ağızdan dolma silâhlarda yivlerin neden olduğu aşırı sürtünme ve sıkışma ile karşılaşılmıyordu.  Vidalı kamanın sıkışması, tetik köprüsünün kırılması vb. bir sebeple, gerektiğinde ağızdan da doldurulabiliyordu. O devirde İngiliz ordusu  için  yapılan  ağızdan  dolma  tüfeklerle  bir  dakikada 4 atış yapılabilirken, Ferguson tüfekleri ile 7 atış yapmak mümkündü. Neticede bazı seçme birliklere bu silâhlar verildi. İmalât pahalılığı sebebi ile bu tüfeklerin dağıtımı çok kısıtlanmasaydı belki de Amerika’nın bağımsızlığı oldukça gecikebilecekti.

Şekil-33:  Durs Egg yapımı bir “ Ferguson” sistemi kubuz

 

Bunu takibeden yıllarda çoğu ülkede ve bilhassa İngiltere’de çok değişik tiplerde kuyruktan dolma silâhlar yapıldı ise de bunların geniş çaplı askeri kullanımı gerçekleşmedi. En büyük nedenler maliyet yüksekliği ve kolay parça değişimini sağlayacak bir seri imalât teknolojisinin gelişmemiş olması idi (Şekil-34).

Şekil-34: 1664 tarihli ve kovanlı bir İtalyan çakmaklısı. Bunun falya çanağı çakmakta.

(Kuyruk  kapatma sistemi ise belki de 200 yıl sonra Snider’e ilham olacak. A.K.)

 

Ordu hizmetinde kullanılan ikinci kuyruktan dolma tüfek, A.B.D.de  1811 yılında John H. Hall tarafından (Şekil-34) icat edilen  sistemi içeriyordu. At üzerinde silâh doldurmayı kolaylaştıran bu sistemde seyyar atım yatağı (veya, namlunun ayrı olan kubuz kısmı) ateşleme düzeni ile birlikte yukarı doğru kalkıyordu. Hareket halindeki bir at üzerinde dahi kolayca doldurulup kapatılıyordu. Bu yüzden bilhassa süvari birlikleri tarafından kullanılan bu tüfeklerin ek bir avantajı daha vardı. Tüfekten tek bir parça gibi ayrılabilen namlu dibi ve ateşleme düzeni gerekirse kundak ve namlu olmadan tabanca gibi de kullanılabiliyordu.

 

Şekil-35    “Hall” Sistemi (Kubuz Kapalı. Şekil-32’de kubuzu açık olarak görmek mümkün.)

Bir İsviçreli olan Samuel J. Pauly ise 1812 yılında belki de tüm kırma av tüfeklerinin babası olan tamamen yeni bir sistem icat etti. Pauly tüfeklerinde ateşleme iğnesi, gizli idi ve modern fişeklerin ilk şekli ile (Şekil-38) dolduruluyordu. Ne var ki, çoğu sahalarda olduğu gibi fazla ileri fikirler bu sahada da pek tutulmadı. Napoleon Bonaparte’ın beğenisine rağmen etrafındaki büyük mareşaller bu silâhın askeri kullanımını baltaladılar ve Pauly silâhları ancak az miktarlarda yapılabildi.

Johann Nicholaus von Dreyse adında Prusyalı bir kapsül imalâtçısı da 1837 yılında kendi ismini taşıyan bir tüfek ve fişek düzenini icat etti. Bu tüfeklerde kullanılan mermi çekirdeğinin dibindeki bir yuvaya (sabot) bir miktar kapsül eczası yerleştirilmişti. Çekirdeğin arkasına da ince bir kağıt kese ile sevk hakkı bağlanmıştı (Şekil-35). Fişek namluya kuyruktan doldurulup kapı sürgüsüne benzer bir sürgü ile kapatılıyordu. Tetik çekildiğinde bu sürgü içinde bulunan yorgan iğnesi veya çuvaldız benzeri ince uzun bir iğne barut kesesini boydan boya geçerek çekirdek dibindeki kapsülü  ateşliyordu. Patlama sırasında sürgü ucunda kalan aralık yüzünden geriye doğru oluşan gaz kaçağı tam olarak önlenemiyordu. Kapsül ve barut içindeki kimyasal maddelerin yanması ile oluşan  bileşiklere ilaveten yüksek ısı yüzünden kullanılan iğnenin ömürü pek uzun değildi. Buna rağmen needlefire sistemli “Dreyse” tüfekleri birkaç sene sonra bütün bir orduya dağıtılan ilk kuyruktan dolma tüfek oldu ve bundan sonra ki ilk Prusya-Fransa savaşında zaferi Prusya’nın kazanmasını sağladı.

Şekil-36:    “Dreyse”  Tüfek Mekanizması ve Fişeği:  a- barut,  b- kapsül yuvası, c- tahta sabot,  d- kurşun,  e- iğne,  f- kapsül. 

Buna çok benzeyen Chassepot tasarımı bir fişek ve tüfekle Fransa da birkaç sene sonra Ordusunu “iğne ateşlemeli” silâhlarla donattı.   Bir çok devlet bu değişimi yapmayıp, birkaç sene daha beklediler.

Amerika’da ise Christian Sharps adında bir mühendis 1848 yılında tetik köprüsünün hareketi ile inip kalkan bir blok ile namlu gerisini kapattı. Bu tüfeklere, arkasına kağıt veya keten sargılı barut kesesi bağlanmış bir çekirdek dolduruluyor, blok yukarı kalkarken kesenin arkası kesiliyordu (Şekil-37, 39). Silâh otomatik olarak bir şarjörden beslenen veya elle birer birer blok üstündeki memeye takılan kapsüllerle ateşleniyordu. Daha sonra barut kesesinin yerini tabla ortası kapsül alevini geçirebilecek şekilde delik metal kovanlar aldı. Bunu da blok üzerine bir ateşleme iğnesi takılması ve merkezi ateşlemeli (merkezi vuruşlu/merkezi müsademeli) mükemmel cephane kullanılması takip etti. Sharps tüfeklerinde .50, .54, .58 inch çaplı 8-10 cm boyunda kovanları olan çok güçlü fişekler kullanılıyor, bunlar da bilhassa Amerikan bison (buffalo) avcıları tarafından çok beğeniliyordu (Şekil-37).

 

Şekil-37:    “Sharps” Tüfeği (Kapsül memesi blok “A” üzerinde).

Aynı sıralarda Paris’li bir silâhçı olan Casimir Lefaucheaux de yeni tip fişekler ile kuyruktan doldurma sistemleri üzerinde çalışmalar yapıyordu. 1836 senesinde yine kendi icadı olan bir fişekle (Şekil-38) kullanılacak kırma bir çifte geliştirdi. Ateşleme iğnesi kendi üstünde olan bu pinfire fişekler hem tabancalar hem de yivli ve yivsiz tüfekler için yapılıyordu. Bu fişeklerin her birinde ayrı iğne bulunduğu için Dreyse sisteminin en büyük sorunu ortadan kaldırılmıştı.

 

Yalnız, bu kendinden iğneli fişekler kazara iğneleri üstüne düşerse veya atıcının belinde veya cebinde iken iğneler bir yerlere sertçe çarparsa istenmeyen hadiseler meydana gelebiliyordu.

 

Yine Fransa’da, Louis Flobert isminde bir diğer Paris’li silâhçı ise 1845 senesinde dibine tablamsı bir çıkıntı yaptığı dolma tüfek kapsüllerinin ucuna birer ufak misket çekirdek koydu. Kapsül eczasını hem ateşleme hem sevk hakkı olarak kullanan “çevre vuruşlu” (rimfire) bir “mükemmel cephane”  geliştirdi. Önce 4.5 mm (daha sonra 6 ve 9mm) çapındaki bu fişekler kapalı mekânlarda nişan atışları için kullanılıyordu.

 

1857 senesinde Samuel Colt’un döner atım yatağı veya toplu tabanca patentinin sona ermesi üzerine piyasaya sürülen ilk Smith & Wesson  tabancalarında, Flobert fişeği biraz uzatılmış ve içine bir miktar barut konulmuş olarak .22 inch çapında kullanıldı. Bu fişeğin Benjamin Tyler Henry tarafından geliştirilen ve .44 inch çapında olanı (Şekil-38) ise 1860 yılında piyasaya sürülen Henry tüfeklerinde (levye mekanizmalı Winchester tüfeklerinin atası) kullanıldı.

 

Bu fişeklerde hem tabla hem kapsül cidarı vazifesini gören kısmın herhangi bir yerine ateşleme iğnesinin vurması yeterli idi (1866 model Winchester tüfeklerinde, bilhassa askeri şartnamelere uygun istikrarlı ateşleme için kovan dibine iki yandan birden vuran çatal uçlu bir ateşleme iğnesi kullanılmıştı. Bu tüfeklerden büyük bir miktarı 1877 yılında Osmanlı Ordusu tarafından satın alındı ve Osmanlı-Rus Savaşında Plevne’de dahi kullanıldı. Hatta bazı yabancı gözlemciler Plevne’nin uzun süre dayanabilmesinin bu silâhlara bağlı olduğunu kaydettiler.

 

Belgelere göre, Plevne’de Osmanlı Ordusu için yine Amerika’dan (Providence Tool Company, Rhode Island) alınmış olan uzun menzilli, merkezi ateşlemeli .45 inç çapında  güçlü bir fişek atan tek atışlı Peabody Martini tüfekleri de mevcuttu. Osman Paşa, mevzilerdeki askerlerine hem Martini (türkülerdeki “Aynalı Martin” sözünün menşei) hem de Winchester tüfekleri dağıtmıştı.

Bazı yabancı askeri gözlemcilerin yazdıklarına göre Ruslar hücuma geçtiğinde, daha 1500 metre mesafeden “Martini”lerle ateşe başlayan Plevne müdafileri düşman 150-200 metre mesafeye geldiğinde tüfek değiştiriyor ve 17 fişek alan “Winchester”lerle seri ateşe başlıyorlardı. O sıralarda mali sıkıntı içinde olan Winchester şirketi bu siparişle kurtuldu. (Aynı senelerde Smith & Wesson tarafından Rus Süvarisi için imal edilen .44 inch çapında merkezi ateşlemeli, kırma, toplu tabancaların bir kısmı da Osmanlı Ordusu tarafından satın alınmıştı. Bunların bazıları ise çevre vuruşlu .44 Henry fişeğini atabilecek şekilde tadil edilerek kullanılmıştı. AK)

Bu çevre vuruşlu fişeklerde, bakırdan yapılan fişek kovanı (sonradan pirinçten yapılmıştır) patlama sırasında şişerek fişek yatağına iyice yapışıyor ve geriye gaz kaçağını tamamen önlüyordu. Çevre vuruşlu fişeklerin .22 inch çapında olanları günümüzde de “nişan“ tüfek ve tabancalarında kullanılmaktadır. Winchester marka .22’lik fişeklerin tablalarında ise halâ Benjamin T. Henry anısına “H” harfi bulunur.

Şekil-38:

1- .52 İnç (13.2 mm) çaplı Sharps Model 1848.   Zaviyeli kubuz. Yanıcı kağıda sarılı  barut ve mermiden ibaret fişek.

Bu tipinde 1852 patentli Lawrence otomatik kapsül şarjörü bulunuyor.

2- .52 İnç (13.2 mm) çaplı Sharps Model 1859.  Dik kubuz. Yanıcı kağıda sarılı (daha sonraları dibi delik metal kovan içinde)

barut ve mermi.  Bu tüfekte de Lawrence kapsül şarjörü var.

3- .50 İnç (12.7 mm) çaplı Sharps Model 1863.   Merkezi vuruşlu mükemmel cephane şeklini almış fişek. Kubuz bloğunda kapsül

memesinin yerini ateşleme iğnesi almış.

4- .45 İnç (11.48 mm) çaplı Sharps-Borchardt Model 1878.  Büyük çaplı ve yüksek barut haklı (45-2⅞-500)  merkezi vuruşlu fişek.

Horozsuz (Yaylı İğneli) mekanizmasıyla o zamanki “Bufalo” avcılarının favori silâhı.     

(2nci ve 4üncü silâhların kurulabilen tetiği “set trigger” var.  A.K.)

 

Bu fişeklerde kovan tablası cidarının ateşleme iğnesinin ezebileceği kadar ince ve yumuşak yapılması gerekiyordu. Bu sebeple yüksek tazyikli dolular yapılamıyor, bu da hem menzilin hem de gücün çok düşük olmasına sebep oluyordu.

Nihayet, 1866 yılında İngiltere ve Amerika’da eş zamanlı olarak, Albay Edward Boxer ve  Albay Hiram Berdan tarafından, merkezi ateşlemeli fişekler icat edildi. (Albay Berdan Amerikan İç Savaşı sırasında dürbünlü Sharps tüfekleri kullanan “Kuzey” keskin nişancı birliklerinin komutanıydı.)

Şekil-39:     Çeşitli Kuyruktan Doldurma Cephane tipleri  

 Bu  fişekler yukarıda bahsi geçen iğneli Sharps tüfekleriyle av sahalarında  kullanılırken, ekonomi düşünceleriyle “Asker”ler ağızdan dolma kapsüllüden tüfekleri kuyruktan dolmaya çeviriyorlardı. Amerika’da .58 inch çaplı Springfield tüfeklerinin tadili için Allin  sistemi kullanıldı. İngiltere ise .577 inch çaplı Enfield tüfeklerini Snider tadili ile kuyruktan dolmaya çevirdi. Fransa’nın tercihi olan  Tabatierre sistemi ise Sniderin aynısı sayılırdı. Daha sonra ise doğrudan merkezi ateşlemeli fişeklere göre yapılan 10-11.5 mm çaplı Springfield, Martini, Remington, Mauser gibi silâhlar bütün dünya ordularında kullanılmaya başlandı. Aynı sistem üzerine yapılan gelişmiş fişekleri günümüzde kullanmaya da devam ediyoruz. Bir müddettir süren kovansız fişek tabir edilen ve kovan yerine sert ve tek parçalı bir sevk hakkından oluşan fişeklerin ve bunları kullanacak silâhların deneme safhasından yukarı çıkması her halde daha epey zaman alacak.