Darbeli veya Kapsüllü Çakmaklar (Percussion veya Caplock):
Daha istikrarlı, güvenli ve ön ateşleme
sırasında duman çıkartmayan bir sistemin aranması sürüyordu. Bazı silâhçılar ve
bilginler dış tesirlerden daha az etkilenecek ve daha basit bir sistem ararken,
Samuel Pepys hatıratında, 1663’de “altın fulminatı” ile yaptığı
deneylerden bahsetmiş ve bu maddenin darbe tesiri ile parladığını yazmıştı.
1780-90 seneleri arasında ise bir Fransız kimyageri olan Claude Louis
Berthollet “gümüş fulminatı” ve “potasyum klorat” ile yaptığı
deneylerde aynı sonuçlara ulaşmıştı.
Aslen İskoçya’lı bir rahip olan Alexander
Forsyth 1800 senesinde “cıva fulminatını” aynı amaçla kullandı. Ne var
ki darbeyle parlayan bütün bu maddeler açıkta ateşlenince iyi ve kontrollu bir
alev vermiyor ve çoğu kez barutu ateşliyemiyordu. Forsyth, “cıva fulminatını”
dışarıya kapalı bir hücre içinde patlatarak sevk barutunu istikrarlı olarak
ateşlemeyi başardı. Her atıştan

Şekil-24: 1807 yapımı Alexander Forsyth patentli
“Esans Şişesi” çakmaklı bir tabanca
önce
ileri-geri döndürülerek falyayı yemleyen fulminat depocuğunun şeklinden dolayı
bu çakmağa “esans şişesi (scent bottle)” adı verildi (Şekil-24).
Cıva fulminatının bulunuşu üzerine, başta İngilizler, bir çok silâh ve cephane
imalâtçısı çeşitli şekillerde bu yöntemi kullanan bir çok değişik ateşleme
kapsülü geliştirdiler.

Şekil-25: 1843 William & John Rigby yapımı
sarma namlulu nişan veya düello tabancası
Bunların arasında en güvenilir, ucuz ve imali kolay
olanı (Şekil-25, 26) günümüzde bazı oyuncak toplu tabancalarda plâstik tipi
kullanılan “dolma tüfek kapsülü”dür. Bu kapsülleri kullanan çakmaklarda horoz
oynar bir mengene olmaktan çıkmış bir çekiç haline gelmişti. Falya
çanağı, çanak kapağı ve batarya ile batarya yayı –en az üç farklı parça,
dört vida ve bir yay, yani sekiz parça– ortadan kalkmış, sadece falya deliğine
bir kapsül memesi takılmıştı.
Darbe veya vurma (perkusyon) etkisiyle ateşlemenin
icadı ile, geliştirilip son halini alması arasında takriben 40 sene
geçti. Bu arada taşlı çakmak sisteminin kullanımı büyük ölçüde devam etti.
Çünkü mevcut bütün askeri silâhların taşlı çakmaklarının kapsüllü çakmağa
dönüştürülmesi masraflıydı. Ayrıca, sistemin gerçekten güvenilir ve emin bir
hale gelmesi gerekiyordu.
Kapsüllü ateşlemenin icadı aynı zamanda bazı ufak
değişikliklerle günümüzde halen kullanılan fişeklerin (“mükemmel cephane” yani
ateşleme kapsülü, sevk barutu ve mermi çekirdeğini bir arada tutan bir kovan)
icat ve imaline yol açtı. 1858 yılında bu fişeklerin ortaya çıkmasıyla da,
ateşli silâhlar için yeni bir çığır açıldı. Silâhların her yönünde ilginç
gelişmeler ve değişiklikler oldu.

Şekil-26 Kapsüllü Çakmak (Percussion Lock):
a- horoz, b- kapsül, c- meme,
d- meme hamili, e-kapsül cidarı (bakır), f-
ecza, g- ortası delik meme, h- falya.

Şekil-27: 1830-1835 arası Joseph Manton
tarafından yapılmış kapsüllü bir çifte.
Çakmaktaşlı silâhların bir kısmı, bazı
yerlerde kavlı silâhlarda olduğu gibi, kesin bir inat ve kararlılıkla
kullanıldı. Çünkü, kapsüller bozulabilir, kaybolabilir veya tükenebilir,
yenilerinin tedariki zor hatta imkansız olabilirdi. Halbuki, çakmak taşı hemen
her yerde doğadan toplanabilir ve kırılıp kullanılabilirdi. Aslına bakılırsa
kav yapımı dahi çakmak taşı hazırlamaktan daha zahmetliydi. Yine de eldeki
silâhların çoğu hızla darbeli/kapsüllü ateşlemeye çevrilmeye başlandı.
Bu arada, bilhassa batı Avrupa ve İngiltere’de taşlı çakmakları en kolay ve en
kullanışlı şekilde kapsüllüye çevirmek için yapılan çalışmalar, deneyler,
icatlar ve alınan patentler kendi başlarına bir kitap konusu olabilirler
(Zaten, bir kaç kitabın konusu da olmuşlardır). Meselâ, Henry Nock’ın müracaatı
üzerine verilen 4054 sayılı ve 12 Ağustos 1816 tarihli patent belgesi ekinde
bulunan açıklama ve çizime göre; “Basit bir tadilat geçiren falya
çanağına içerisinde cıva fulminatı bulunan ince bir bakır tüp yerleştiriliyor.
Horoz çeneleri arasına, horoz düştüğünde mezkur bakır tüpe vurup ezecek şekilde
keskin bir demir parçası sıkıştırılıyor. Darbe sonucu patlayan fulminatın alevi
borunun ucundan falya deliği yoluyla sevk hakkına erişip ateşliyor.” (Şekil-28)
“Dolma tüfek kapsülü” diye bildiğimiz kapsülün icadı
kapsüllü çakmağı en pratik haline getiriyor (Şekil-26). Bu arada, askeri
amaçlar için ve her şartta kesin ateşleme sağlamak maksadıyla, bu kapsülün
kenarı şapka gibi kıvrık ve daha fazla ecza taşıyan biraz daha
büyüğü yapılıyor. Resmi adı “musket kapsülü”, genelde ise “silindir
şapka kapsül” diye biliniyor.

Şekil-28: Henry Nock’un çakmaktaşlı silahları boru
kapsüllü ateşlemeye tadil patent beratından çizim ve açıklama.
Tüm ordular önce eski taşlı çakmaklı silâhlarında tadilâtlar yaparak, daha
sonra da hem biraz daha küçük çaplı hem de yivli orijinal silâhları hizmete
sokarak kapsüllü silâh kullanımını standart hale getirdiler.
Osmanlı Devleti’de, 1700’lerin sonlarında hizmete giren taşlı çakmaklı
(sonradan kapsüllüye çevrilmiş) gerek Fransa’dan ithal gerekse “tüfenghane-i
amire” yapısı 17½-
Amerikan İç Savaşından (Kuzey-Güney) sonra, savaş artığı durumda olan binlerce
Enfield kapsüllüsü (büyük bir kısmı Güneylilerden toplanan) ve aşağı yukarı
aynı karakterde ve çapta Springfield kapsüllüsü, çok ucuz fiyatlarla Osmanlı
Ordusu için satın alındı. (Aslında bu da oldukça uzun bir hikâye. Bunu da başka
bir yazıda anlatmaya çalışacağım. A.K.)

Şekil-29: Kırım
Savaşı sırasında 93. Sutherland İskoç Alayı 1854 yılında Balaclava’daki
müttefik ikmal üssünü kendinden çok yüksek
sayılarda bir Rus
süvari Birliğinin kararlı hücumlarına karşı korurken. Tüfekleri, .577
kalibre kapsüllü Enfield yivli “musket”ler.
Kuyruktan Doldurma
İlk ateşli silâhların kullanılabilmesi için barutun
namlu ucundan içeri dökülmesi, merminin de bir harbi aracılığı ile barutun
üstüne “sıkılanması” (sıkıca oturtulması) gerekiyordu. Bu uzunca bir vakit
alıyordu (Harbi kırılmaması, bükülmemesi için genelde kundak altına açılan bir
olukta ve/veya namlu altına bağlanan bileziklerde duruyordu). Harbiyi yerinden
çıkartıp, ters çevirip, mermiyi sıkılamak, namludan çıkartıp tekrar ters
çevirmek ve yerine yerleştirmek bilhassa uzun namlulu silâhlarda 8-10 ayrı
hareket gerektiriyordu. Harbinin başına bir şey gelmesi ise silâhın gayrifaal
kalması demekti.
Kama |
![]()
|
Kovan |
O
zamanki karabarutlar patladığında namlu içinde kalan curuf, doldurmayı çok
zorlaştırıyordu. Dolu kullanılmadığında veya ateşlenemediğinde boşaltmak hem
zor hem tehlikeli bir işlemdi. Uzun namlulu silâhların doldurulması için
askerlerin ayağa kalkmaları gerekiyor, bu da düşman ateşi için hedef teşkil
etmelerine yol açıyordu.
Şekil-30: İlk kuyruktan dolma toplardan bir örnek |
|
|
|
|
|
|
Bu ve benzeri problemlerin çözümü için
silâhların kuyruktan, yani namlu gerisinden, doldurulması düşünüldü. Fakat çoğu
zaman olduğu gibi beliren bir ihtiyacın hakkıyla karşılanması pek kolay
değildi.

Şekil-31:
Kuyruktan doldurma bir “kavlı” tüfek. Kapaklı falya çanağı “fişek”
üzerinde.
İlk
kuyruktan dolma topların resimleri 1350 senesi civarında yazılan bir kitapta
çizilidir. Bu topların namluları iki ucu açık bir boru şeklinde olup, sevk
hakkı ve gülle ile önceden doldurulmuş olan metal bir kovan (seyyar atım yatağı
da diyebiliriz) namluya arkadan bitiştirilip (Şekil-30) bir kama aracılığıyla
buraya bağlanıyordu. Bu sistem fazla değişiklik göstermeden uzun yıllar
kullanıldı. İstanbul Harbiye’deki “Askeri Müze” yi ziyaret edenler tek kulplu
bronz havanlara veya kalın çeperli büyük kahve kupalarına benzeyen bu
kovanların örneklerini görmüş olabilirler.
1537 senesinde İngiltere Kralı Henry VIII.
in İtalyan silâhçılarına kraliyet muhafızları için yaptırdığı çok miktarda
tabancada da bazı ufak değişikliklerle aynı doldurma sistemi kullanılmıştı.
Dairesel kalkanların ortasına monte edilmiş olan bu silâhların kuyruk kamaları
da toplarınkine benziyordu. Fakat, kamalar namluya bağlanmış olan bir levye ile
kapanıp açılıyordu.
Daha sonra çeşitli tiplerde kamalı, menteşeli, sürgülü
veya vidalı parçalarla namlu kuyruğunu kapayıp açan mekanizmalar denendi
(Şekil-31). Bu tip silâhların iki büyük sakıncası vardı. Çoğu sıradan imal
edilmiş tiplerde patlama sırasında namlu gerisinden gaz kaçıyor, hassas bir şekilde
imal edilenler ise pahalı oluyordu. Kullanılan kovanların bozulması, kaybolması
gibi durumlarda silâhlar kullanılamaz duruma geliyordu (Şekil-30). Bu gibi
nedenlerle bu silâhların kullanış sahaları çok kısıtlı kaldı, ve askeri
kullanım için fazla rağbet görmediler.

Şekil-
32
Üst Solda: “Hall”
tüfeğinin yukarıya açılmış kubuzu. Kubuz barut ve kurşun ile önden doldurulup
kapanıyor. Ağızdan doldurma
zorluğu
kalmayınca, namlu yivli yapılmış. Menzil ve isabet iyi.
Üst Sağda: Özel
bir anahtarla sökülen “vidalı” namlulu İngiliz tabancası. Namlu sökülüp
kubuza barut Namluya kurşun doldurulup
namlu
yerine sıkılıyor. Bu tip tabancalar da yivli.
Altta: Döner
kubuzlu, iki atışlı bir çakmaklı tüfek. Bu da yivli. Yivli namlunun üstünlüğü
kavlı silâh zamanında dahi bilindiği halde
çoğu
zaman doldurma kolaylığı yüzünden bilhassa yakın mesafe silâhlarında
kullanılmamış.
Fransa’da 1704 yılında Isaac de Chaumette
tarafından icat edilen ve 1744 yılında İskoç subaylarından Patrick
Ferguson tarafından geliştirilen sistemde (Şekil- 32) gaz kaçağı
kısmen, barut kovanları ise tamamen ortadan kalkmıştı. Bu silâhlarda tetik
köprüsüne bağlanan
Kuyruktan
dolma sırasında, ağızdan dolma silâhlarda yivlerin neden olduğu aşırı sürtünme
ve sıkışma ile karşılaşılmıyordu. Vidalı kamanın sıkışması, tetik
köprüsünün kırılması vb. bir sebeple, gerektiğinde ağızdan da
doldurulabiliyordu. O devirde İngiliz ordusu için yapılan
ağızdan dolma tüfeklerle bir dakikada 4 atış
yapılabilirken, Ferguson tüfekleri ile 7
atış yapmak mümkündü. Neticede bazı seçme birliklere bu silâhlar verildi.
İmalât pahalılığı sebebi ile bu tüfeklerin dağıtımı çok kısıtlanmasaydı belki
de Amerika’nın bağımsızlığı oldukça gecikebilecekti.

Şekil-33: Durs Egg yapımı bir “ Ferguson” sistemi
kubuz
Bunu takibeden yıllarda çoğu ülkede ve bilhassa
İngiltere’de çok değişik tiplerde kuyruktan dolma silâhlar yapıldı ise de
bunların geniş çaplı askeri kullanımı gerçekleşmedi. En büyük nedenler maliyet
yüksekliği ve kolay parça değişimini sağlayacak bir seri imalât teknolojisinin
gelişmemiş olması idi (Şekil-34).

Şekil-34: 1664 tarihli ve kovanlı bir
İtalyan çakmaklısı. Bunun falya çanağı çakmakta.
(Kuyruk kapatma sistemi ise belki
de 200 yıl sonra Snider’e ilham olacak. A.K.)
Ordu hizmetinde kullanılan ikinci kuyruktan dolma
tüfek, A.B.D.de 1811 yılında John H. Hall tarafından
(Şekil-34) icat edilen sistemi içeriyordu. At üzerinde silâh doldurmayı
kolaylaştıran bu sistemde seyyar atım yatağı (veya, namlunun ayrı olan kubuz
kısmı) ateşleme düzeni ile birlikte yukarı doğru kalkıyordu. Hareket halindeki
bir at üzerinde dahi kolayca doldurulup kapatılıyordu. Bu yüzden bilhassa
süvari birlikleri tarafından kullanılan bu tüfeklerin ek bir avantajı daha
vardı. Tüfekten tek bir parça gibi ayrılabilen namlu dibi ve ateşleme düzeni
gerekirse kundak ve namlu olmadan tabanca gibi de kullanılabiliyordu.

Şekil-35 “Hall” Sistemi (Kubuz Kapalı.
Şekil-32’de kubuzu açık olarak görmek mümkün.)
Bir İsviçreli olan Samuel J. Pauly ise
1812 yılında belki de tüm kırma av tüfeklerinin babası olan tamamen yeni bir
sistem icat etti. Pauly tüfeklerinde ateşleme iğnesi, gizli idi ve modern
fişeklerin ilk şekli ile (Şekil-38) dolduruluyordu. Ne var ki, çoğu sahalarda
olduğu gibi fazla ileri fikirler bu sahada da pek tutulmadı. Napoleon
Bonaparte’ın beğenisine rağmen etrafındaki büyük mareşaller bu silâhın askeri
kullanımını baltaladılar ve Pauly silâhları ancak az miktarlarda yapılabildi.
Johann Nicholaus von Dreyse adında Prusyalı bir kapsül imalâtçısı da 1837 yılında
kendi ismini taşıyan bir tüfek ve fişek düzenini icat etti. Bu tüfeklerde
kullanılan mermi çekirdeğinin dibindeki bir yuvaya (sabot) bir miktar kapsül
eczası yerleştirilmişti. Çekirdeğin arkasına da ince bir kağıt kese ile sevk
hakkı bağlanmıştı (Şekil-35). Fişek namluya kuyruktan doldurulup kapı sürgüsüne
benzer bir sürgü ile kapatılıyordu. Tetik çekildiğinde bu sürgü içinde bulunan
yorgan iğnesi veya çuvaldız benzeri ince uzun bir iğne barut kesesini boydan
boya geçerek çekirdek dibindeki kapsülü ateşliyordu. Patlama sırasında
sürgü ucunda kalan aralık yüzünden geriye doğru oluşan gaz kaçağı tam olarak
önlenemiyordu. Kapsül ve barut içindeki kimyasal maddelerin yanması ile
oluşan bileşiklere ilaveten yüksek ısı yüzünden kullanılan iğnenin ömürü
pek uzun değildi. Buna rağmen needlefire sistemli “Dreyse” tüfekleri
birkaç sene sonra bütün bir orduya dağıtılan ilk kuyruktan dolma tüfek oldu ve
bundan sonra ki ilk Prusya-Fransa savaşında zaferi Prusya’nın kazanmasını
sağladı.

Şekil-36: “Dreyse” Tüfek
Mekanizması ve Fişeği: a- barut, b- kapsül yuvası, c- tahta
sabot, d- kurşun, e- iğne, f- kapsül.
Buna çok benzeyen Chassepot tasarımı bir
fişek ve tüfekle Fransa da birkaç sene sonra Ordusunu “iğne ateşlemeli”
silâhlarla donattı. Bir çok devlet bu değişimi yapmayıp, birkaç
sene daha beklediler.
Amerika’da ise Christian Sharps adında
bir mühendis 1848 yılında tetik köprüsünün hareketi ile inip kalkan bir blok
ile namlu gerisini kapattı. Bu tüfeklere, arkasına kağıt veya keten sargılı
barut kesesi bağlanmış bir çekirdek dolduruluyor, blok yukarı kalkarken kesenin
arkası kesiliyordu (Şekil-37, 39). Silâh otomatik olarak bir şarjörden beslenen
veya elle birer birer blok üstündeki memeye takılan kapsüllerle ateşleniyordu.
Daha sonra barut kesesinin yerini tabla ortası kapsül alevini geçirebilecek
şekilde delik metal kovanlar aldı. Bunu da blok üzerine bir ateşleme iğnesi
takılması ve merkezi ateşlemeli (merkezi vuruşlu/merkezi müsademeli) mükemmel
cephane kullanılması takip etti. Sharps tüfeklerinde .50, .54,

Şekil-37: “Sharps” Tüfeği (Kapsül
memesi blok “A” üzerinde).
Aynı
sıralarda Paris’li bir silâhçı olan Casimir Lefaucheaux de yeni
tip fişekler ile kuyruktan doldurma sistemleri üzerinde çalışmalar yapıyordu.
1836 senesinde yine kendi icadı olan bir fişekle (Şekil-38) kullanılacak kırma
bir çifte geliştirdi. Ateşleme iğnesi kendi üstünde olan bu pinfire fişekler
hem tabancalar hem de yivli ve yivsiz tüfekler için yapılıyordu. Bu fişeklerin
her birinde ayrı iğne bulunduğu için Dreyse sisteminin en büyük sorunu ortadan
kaldırılmıştı.
Yalnız,
bu kendinden iğneli fişekler kazara iğneleri üstüne düşerse veya atıcının
belinde veya cebinde iken iğneler bir yerlere sertçe çarparsa istenmeyen
hadiseler meydana gelebiliyordu.
Yine
Fransa’da, Louis Flobert isminde bir diğer Paris’li silâhçı ise
1845 senesinde dibine tablamsı bir çıkıntı yaptığı dolma tüfek kapsüllerinin
ucuna birer ufak misket çekirdek koydu. Kapsül eczasını hem ateşleme hem sevk
hakkı olarak kullanan “çevre vuruşlu” (rimfire) bir “mükemmel
cephane” geliştirdi. Önce
1857
senesinde Samuel Colt’un döner atım yatağı veya toplu tabanca
patentinin sona ermesi üzerine piyasaya sürülen ilk Smith & Wesson
tabancalarında, Flobert fişeği biraz uzatılmış ve içine bir miktar barut konulmuş
olarak
Bu
fişeklerde hem tabla hem kapsül cidarı vazifesini gören kısmın herhangi bir
yerine ateşleme iğnesinin vurması yeterli idi (1866 model Winchester
tüfeklerinde, bilhassa askeri şartnamelere uygun istikrarlı ateşleme için kovan
dibine iki yandan birden vuran çatal uçlu bir ateşleme iğnesi kullanılmıştı. Bu
tüfeklerden büyük bir miktarı 1877 yılında Osmanlı Ordusu tarafından satın
alındı ve Osmanlı-Rus Savaşında Plevne’de dahi kullanıldı. Hatta bazı yabancı
gözlemciler Plevne’nin uzun süre dayanabilmesinin bu silâhlara bağlı olduğunu
kaydettiler.
Belgelere göre, Plevne’de Osmanlı Ordusu için yine
Amerika’dan (Providence Tool Company, Rhode Island) alınmış olan uzun menzilli,
merkezi ateşlemeli
Bazı yabancı askeri gözlemcilerin yazdıklarına göre
Ruslar hücuma geçtiğinde, daha
Bu çevre vuruşlu fişeklerde, bakırdan yapılan fişek
kovanı (sonradan pirinçten yapılmıştır) patlama sırasında şişerek fişek
yatağına iyice yapışıyor ve geriye gaz kaçağını tamamen önlüyordu. Çevre vuruşlu
fişeklerin

Şekil-38:
1- .52
İnç (
Bu tipinde 1852 patentli Lawrence otomatik kapsül şarjörü
bulunuyor.
2- .52
İnç (
barut ve mermi. Bu tüfekte de Lawrence kapsül
şarjörü var.
3- .50
İnç (
memesinin yerini ateşleme iğnesi almış.
4- .45
İnç (
Horozsuz (Yaylı İğneli) mekanizmasıyla o zamanki “Bufalo”
avcılarının favori silâhı.
(2nci ve 4üncü
silâhların kurulabilen tetiği “set trigger” var. A.K.)
Bu fişeklerde kovan tablası cidarının ateşleme iğnesinin
ezebileceği kadar ince ve yumuşak yapılması gerekiyordu. Bu sebeple yüksek
tazyikli dolular yapılamıyor, bu da hem menzilin hem de gücün çok düşük
olmasına sebep oluyordu.
Nihayet, 1866 yılında İngiltere ve Amerika’da eş
zamanlı olarak, Albay Edward Boxer ve Albay Hiram
Berdan tarafından, merkezi ateşlemeli fişekler icat edildi. (Albay
Berdan Amerikan İç Savaşı sırasında dürbünlü Sharps tüfekleri kullanan “Kuzey”
keskin nişancı birliklerinin komutanıydı.)

Şekil-39: Çeşitli Kuyruktan
Doldurma Cephane tipleri
Bu fişekler yukarıda bahsi geçen iğneli
Sharps tüfekleriyle av sahalarında kullanılırken, ekonomi düşünceleriyle
“Asker”ler ağızdan dolma kapsüllüden tüfekleri kuyruktan dolmaya
çeviriyorlardı. Amerika’da