Karabarut insana çok basit bir madde gibi geliyor. Kimya
derslerinde okuduğumuz kadarıyla, takriben, %75 güherçile (potasyum nitrat /
KNO3), %10 kükürt (S) ve %15 odun kömürü (karbon / C). Ammavelâkin
kazın ayağı öyle değil. “Nerenin güherçilesi?”, “nerenin kükürtü?”, “hangi
ağacın kömürü?” ve “ne orantıda?” gibi sorular sorulmaya başlayınca işler
değişiyor.
Bir defa, bu orantılar kesin değil ve ufak tefek
değişiklikler yapılıyor. Muhtelif memleketlerde ve kullanım maksatlarına göre
güherçile %60-78, kükürt %18.5-10 ve kömür %21.5-12 arasında kullanılmış.
Ayrıca, Amerika gibi bazı yerlerde sodyum güherçilesi (NaNO3) bazen
tamamen potasyum güherçilesinin yerini almış, bazen de ikisi beraber
kullanılmış. Meselâ, bir formülde sodyum güherçilesi %60, potasyum güherçilesi
%15, kükürt %10, maden kömürü katranı %15. Bazı durumlarda amonyum güherçilesi
kullanılmış, bazı formüllerde ise yalnız güherçile ile kömür var.
Güherçile toprakla
karışık olarak doğada bol bulunan bir madde. Nemli mağara duvarlarında da
çiçeklenme şeklinde bulunuyor. Doğadan elde edilen ham ve karışık güherçile
kaynatılıyor ve dibe çöken tuzu tasviye ediliyor. Doğal olarak içinde az veya
çok başka tuzlar da var. Hangi ocağın veya madenin güherçilesi kaynatma sonucu
daha saf olursa barut imalâtçılarının tercihi oluyor. Amerika kıtalarında sodyum güherçilesi daha
kolay ve bol bulunuyor ve de Şili güherçilesi diye anılıyor.
Osmanlı Devletinin hemen her bölgesinde güherçile bulunuyor,
fakat Mısır, Bağdat ve Suriye güherçilesi çok makbul.
Kükürt (veya sülfür) doğada sülfür veya sülfat
bileşikleri halinde bulunuyor. Saf ve katışıksız halleri yanardağların çok
bulunduğu volkanik yörelerde oluyor. Japonya ile İtalyanın Sicilya adası
bunların en başta gelenlerinden. Osmanlı Devletinde ise, Lut Gölü çevresi, Van,
Hakkâri, Biga, Karasi, Ohri (Selânik baruthanesinin en büyük kükürt kaynağı) yöreleri
ile Melos adası başta gelen kükürt madenleri.
Odun kömürüne gelince, en makbul ham madeler kavak,
söğüt, asma gibi hafif yoğunluklu ve ince dallı odunlar. Osmanlı
baruthanelerinde ılgın, akasya, mimoza ve fındık dallarının kömürleri de
kullanılmış.
Üç ana madde önce kendi
başlarına öğütülüyorlar. Daha sonra su ile bu üç madde koyu bir çamur haline
getiriliyor ve tekrar öğütülüyor (bazen bu çamur tabakalar halinde kurutulup tekrar
öğütülüp, tekrar çamur yapılıyor). Kurutulan karabarut çamuru tahta tokmak veya
merdanelerle ufalanıp çeşitli boyda eleklerden geçiriliyor. Deneyim ilerledikçe
birbirlerine yapışmalarını önlemek için üstleri
grafitle kaplanmaya başlanıyor.
Burada,
hem karabarut hem de dumansız barutlar için geçerli bir durumu anlatmakta fayda
var. Bir barut tanesi dış yüzeyinden yanmaya başlıyor ve içeri doğru yanarak
bitiyor.
Bu durumda abartılı bir örnek
verelim:
Eni, boyu, derinliği 4’er ünite
olan bir küp düşünün. Hacmi 4x4x4 = 64 ünite3. 6 yüzeyi var, her biri 4x4=16 ünite2.
Küpün tüm yüzeyi 6x16 = 96 ünite2.
Aynı şekilde; eni, boyu, derinliği 2’şer ünite olan 8
küp düşünün. Her birinin hacmi 8 ünite3. 8 Küpün toplam
hacmi 8x(2x2x2)=64 ünite3. Her bir 2x2x2 ünite’lik küpün 2x2=4 ünite2’lik
6 yüzü var. Her küpün toplam yüzeyi 6x4=24ünite2, 8 küpün toplam
yüzeyi 8x24 = 192 ünite2.
Aynı şekilde; eni, boyu,
derinliği 1’er ünite olan 64 küp
düşünün. Her birinin hacmi 1 ünite3 , toplam hacim 64 ünite3. Her bir 1x1x1 ünite’lik
küpün 1x1= 1 ünite2’lik 6 yüzü var. Her
bir küpün toplam yüzeyi 6x1=6 ünite2, 64 küpün toplam
yüzeyi 64x6 = 384 ünite2.
Bu küplerin
birbirlerinden hafifçe ayrı olduğunu, yani küp sayısı kaç olursa olsun tüm ara
yüzeylerin aynı anda ateşlenip yanabileceğini
gözünüzün önüne getirin. 4x4x4 ünite’lik 1 küp 96
ünite2’lik toplam
yüzeyiyle yanmaya başlayıp yavaşça içlere doğru yanacak iken, 2x2x2 ünite’lik
16 küp 192 ünite2’lik yüzeyiyle daha hızlı yanarak içlere, yani bitmeye,
daha çabuk ulaşacak. 1x1x1 ünite’lik 64 küp ise 384
ünite2’lik yüzeyiyle çok daha hızlı yanarak çok daha çabuk bitecek.
Yani, üretebileceği azami gaz miktarını daha büyük daneli barutlara göre çok
daha çabuk çıkaracak.
Ateşli silâhlarda, silâh
çapı büyüdükçe (hepsinin misket attığını kabul edersek) misket ağırlığı çapa
göre kübik orantılı olduğu için (çok basitleştirilirse; “1” çapında bir misket
1 ünite ağırlığında ise, “2” çapında bir misket 8 ünite ağırlığındadır) çapa
göre daha ağır olan misketleri aşırı basınç yaratmadan atabilmek için daha
büyük taneli barut kullanılır.
Büyük çaplı bir yivli
tüfekte “kalın” barut kullanılırken, 12 geyclik bir av tüfeğinde “Orta”,
9mm’lik bir tabancada ise “ince” barut kullanılması gerekir. Topların barutları
ise çakıl taşı ebatlarındadır. (Bir zamanlar MKE avcılara “Birinci Nevi” ve “İkinci
Nevi” adıyla ince ve kalın endaht karabarut satardı. A.K.)
Bütün bunları neden anlatıyorum? Rütubet, sarsıntı ve
diğer etkenler karabarut tanelerini kırıklayıp ufalayabilir. Böyle karabarutlar
tekrar öğütülüp yeniden imalâta girebilirler, ancak kırıklı hallerinde,
bilhassa büyük çaplı silâhlarda, kullanılmaları tehlikelidir. Ani şekilde artan
basınç silâhı parçalayabilir. (Bazı yazılarda karabarutlu fişek kullanan
Martin, Mauser gibi bazı eski tüfeklerin bazen “eski” fişek yüzünden
parçalandığı yazar. Dikkatinizi çekerim; mesele bozuk fişeğin patlamaması
değil, aşırı basınçla patlaması.) İngiliz donanması 1790-1811 seneleri arasında
neredeyse 200,000 fıçı bozulmuş karabarutu yeniden imal için iade etmiş. Bu da
takriben 5 milyon kilo barut yapar.
Bir de başka bir yönden
bakalım. Bir gemi kaptanısınız. İngiltere’den sefere çıkıyorsunuz. Toplarınızın
30 derece yukarı eğimle 200 yarda mesafeden güllelerini nereye düşüreceğini
biliyorsunuz. Seferde barutunuz yavaş yavaş bozuluyor. Aynı isabeti sağlamak
için ne kadar barut kullanmanız lâzım. Ümit Burnu’nun soğuklarında veya
Hindistan’ın sıcağında barut hakkınız ne olmalı.
Üstelik, yivli bir tüfeğiniz var. Ava ve atışa
meraklısınız. İngiltere’deyken, deneyerek, silâhın çapına en uygun misket
ve 3½ dirhem “A” barutu ile en hassas atışlarını yaptığını buldunuz.
İspanya’da veya İzmir’de yanınızdaki “A” barutu bitti ve mahalli bir barut
kullanmanız gerekiyor. Kalite aynı mı? Kömür hangi odundan yapılmış? “B” veya
“C” barutundan 3½ dirhem kullanırsanız
nasıl bir netice alırsınız?

Tabi, barut hakkıyla
oynayarak ve tekrar tekrar atış yaparak uygun barut hakkını bulursunuz. Lâkin,
Mısır’da veya Arjantin’de bu zahmet yine çekilir mi?
William Bourne 1570’lerde
yazdığı bir makalede; “içerisine barut doldurulan küçük bir kutunun kapağının,
barut ateşlendiğinde kalktığından ve kapağın kalkma miktarının barutun gücüyle
ilgili olduğundan” bahsediyor. Bu bir “eprouvette” yani barut test/prova/deneme
aleti olsa gerek. Tam olarak tarif edilen ilk eprouvette ise 1627 yılında
Joseph Furtenbach tarafından yazılan “Halinitro
Pyrobolia” risalesinde tarif edilmiş.
Ufak bir havan içinde ateşlenen barut, üzerinde duran
ağırlığı iki dikey destek arasında yukarı doğru fırlatıyor. Ağırlığın tepesine bağlı
tırtıllı bir metal çubuk ise yukarıya çıkarken bir metal dile dokunuyor.Yukarı
çıkma hızı kesilip ağırlık geri düşmeden evvel, metal dil çubuktaki tırtıllara takılarak
ağırlığı olduğu yerde tutuyor.
Top barutu, ağırlığı 4 inç (takriben 10 cm) yukarıya
kaldırırken, askeri tüfek barutu 5 inç (12.5 cm), en iyi av barutu ise 8 inç
(20 cm) kaldırıyor.
Bu deneme ile barutun gücünü anlayabildiğiniz
gibi, ağırlığı, meselâ, 6 inç kaldıracak
barut miktarını da ayrı ayrı barutlar için bulabilirsiniz.
|
Hicri 1215 (Milâdi 1800) yılı civarında Osmanlı
İmparatorluğu baruthanelerinde yapılan barutların bir denemesi (provası)
sonucunda elde edilen neticelerden bazıları şöyle.
|
Barutun hamur yapıldığı malzeme (özellikle bir malzeme verilmemişse, sade
su kullanılmıştır) |
ince dane |
kalın dane |
|
Arak, kâfur ve nişadır ile karıştırılan |
26 |
24 |
|
Sade arak ile karıştırılan |
30 |
29 |
|
Sade su ile karıştırılan |
31 |
24 |
|
Baruthaneyi Amire (İstanbul) mamulü |
25 |
20 |
|
Gelibolu
Baruthanesi mamulü * |
|
6 |
|
İngiliz eczalı barutu |
34 |
|
|
İngiliz barutu |
32 |
|
( * Gelibolu barutu ile atış yapan gemiler herhalde ancak bordalarına bağlı sandalların diplerini delebiliyorlardı)
Yazarın
koleksiyonundan bir 17.yy. “eprouvette”i. Ateşleme kor
veya sıcak telle üstteki falyadan yapılıyor. Barut haznesinin döner
kapağı açılırken göbek milinde bulunan ibre
barutun gücünü
gösteriyor. Sapı ise aslında ayarlı bir barut ölçeği.
Bu deneyler üzerine Osmanlı Baruthaneleri’nin ıslâhı
için çalışmalar başlatılıyor. Bir çok yabancı usta getiriliyor. Bunların bir
kısmı düzenbaz çıkıyor, bazıları ise işin “püf” noktasını kimseye
öğretmiyorlar. 1700’lerin sonlarında Fransa’dan getirilen “Françesko” isimli
usta, yüksek kaliteli ve çok miktarda barut imali için iki adet çark yapmaya
başlıyor. Çizimleri gören padişah III. Selim ise bunları pek beğeniyor(!).
Ne varki, çarklar çalışmıyor. Reis-ül küttap Raşit Efendi’nin saatçisi, Ermeni tabasından, Arakel Usta bir zamanlar değirmen ustalığı da yapmış olduğu için, onun da fikri alınıyor. Arakel Dadyan durumu inceleyip hatayı tespit ve tashih ediyor. Çark çalışmaya başlıyor. Arakel usta, izin alıp barutçuluğu öğreniyor ve sonra “Barutçubaşı” oluyor. Ölümünden sonra oğlu Ohannes Dadyan babasının görevini devralıp, İngiltere’den getirilen “sıkıştırılmış havalı (pneumatic)” makinaları baruthaneye kuruyor. Bunu buhar makinaları takip ediyor (Ohannes Dadyan 1800’lerin ortalarında, Beykoz Tabakhanesi ile İzmit Çuha, Hereke Kumaş ve Zeytinburnu Demir Fabrikalarının kurulmasına da nezaret etmiştir. Ayrıca, bu fabrikalara teknik eleman yetiştirmek için açılan Zeytinburnu Sanayi Mektebinin de kurucularındandır).
Biz dönelim prova aletlerine. Hemen hemen herkesin yaptığı “eprouvette”
başka. Bunun bir zararıda yok. Çünkü aletler her hangi bir barutu ulusal veya
uluslar arası filân bir derecelendirme için kullanılmıyor. Maksat tamamen
mukayeseye dayanan empirik bir ölçüm: İki veya daha fazla değişik barutun gücü
aynı mı, veya bir barutun belli bir miktarının verdiği gücü başka bir barutun
hangi miktarı verir?
1680’lerde ilk defa bahsedilen bir Fransız “Prova
Havanı” var. Namlusu 45º eğimli. Bakır bir gülle atıyor. Ordu standardına göre,
prova edilen barutun 82 gramının (3 ons)
bu gülleyi en az 96 metreye (50 toises)
atması gerekiyor.
Zaman içinde teknoloji ilerliyor, barut kalitesi ve
istikrarı yükseliyor. Napolyon zamanında
(1700’lerin sonları, 1800’lerin başları) havan aynı, gülle aynı, barut
ağırlığı aynı, kabul edilir asgari mesafe 192 metre (100 toises). Ayrıca, 230 metreyi (120 toises) geçerse bir de teşvik primi var.
Rusya’da kullanılan prova havanının namlusu dikey. Ne,
nasıl, kim tarafından ölçülüyor, bilmiyorum. İsveç’de de dikey bir havan
kullanılıyor, fakat bunun güllesine kurdele bağlı. Yukarı çıkarken kurdeleyi
sağarak gidiyor. Sonradan, sağılan kurdele boyu ölçülebiliyor.
19. Yüzyılın ortalarında mermi hızı ölçümlerinde “kronograf”
kullanımı başladı. Ayrıca yine aynı tarihlerde “ezilme geyci (crusher gauge)” denilen bir alet ile
atım/fişek yatağında veya namlunun herhangi bir yerinde basınç ölçme yöntemleri
bulundu. Özel bir namlunun istenilen yerine radyal olarak dikey bir delik
deliniyordu. Bu deliğe tam uyan bir çelik piston ile namluya bağlı ve deliğin
üzerinde bulunan bir örs arasına takılan belirli ölçüdeki bakır silindir,
namludaki barut ateşlenince basınçla bir miktar dışarıya doğru itilen çelik
piston tarafından eziliyordu. Bakır silindirin ebat farkları daha önce yapılan
deneyler ve varılan neticeler ile karşılaştırıldığında, pistonun olduğu yerdeki
azami basıncı öğrenmek kabil oluyordu.
Zamanla, hele hele kuyruktan dolma mükemmel cephaneli
silâhların kullanımı arttıkça, prova aletleri de yavaş yavaş kullanılmaz
oluyorlar. Fakat açık barut kullanılan durumlarda eprouvette 20. asrın
başlarına kadar kullanılıyor. Mesela, Birmingham Prova Tesisi’nde (Birmingham Proof House) 1890 yılında
bile düz çarklı bir eprouvette ile tesisin kullandığı “deneme barutları” prova
ediliyordu.
Devoitille
tasarımı bir eprouvette. Yay, çarkın
üzerine bir balata bastırıyor. Patlama
ile açılan kapak yerine, silindir içinde oynar bir piston var.
Prova aletlerinin mukayeseye dayanan empirik sonuçlar
verdiğinden bahsetmiştik. Bir sorun da alınan neticenin yanlış anlaşımı, daha
doğrusu “kullanıcı hatası” idi. Şöyleki; üreteceği toplam gaz miktarı
düşünülürse güçlü fakat yanma hızı yavaş bir barut, aslında daha güçsüz fakat
daha çabuk yandığı için eprouvette kapağını daha hızlı açan bir baruttan zayıf
sanılabilirdi.

Bunun sevebi prova aletlerinin hemen hepsinde çok
küçük barut hazneleri kullanılmış olması ve
barutun ittiği parçanın bir silâh mermisi gibi hazne içinden değil, bir
kutu kapağı gibi hazne ağzından itilmesidir. Uzun bir namluda bir mermiye hız
kazandırabilen iri taneli bir barut, prova aletinin kapağının bir miktar
açılmasıyla gücünün çoğunu boşa harcayacaktır. Halbuki, tam aksi şekilde, ince
öğütülmüş daha zayıf bir barut ani parlaması ile, kapak açıldıktan sonra gücü
devam ettirecek barut kalmamış dahi olsa, hazne ağzındaki kapağı hızla
itecektir.
Yazının başlarında bahsettiğimiz atış meraklısı kaptan
için Furtenbach tipi bir prova aleti biraz havaleli. O da zamanın bir çok
silahçısının yaptığı 15-20 santim boyunda bir “cep” veya çanta tipi eprouvette
alarak her gittiği yerde yanında taşıyor.
Mermi hızı ölçen, önce
balistik daha sonra elektrikli ve hatta elektronik “chronograph” düzenlerinin
icadı, ve “crusher gauge” gibi hassas şekilde basınç ölçme aletleri
“eprouvette”in demode olmasına sebep oluyor. Ne varki mükemmel cephane
kullanımı zaten çoğu karabarut kullanıcıları için prova aletlerinin sonunu
çoktan getirmişti.
Günümüzde, ancak bir koleksiyon malzemesi, fakat bazıları cidden enteresan mekanik yaratıcılık eserleri.
![]()